Oğlum 27 aylık oldu. (Evet, önceleri ben de anlayamıyordum bu ana babaların kazık kadar olmuş çocuklarının yaşını neden ay cinsinden söylediklerini. Ama 2 yaşında demek az kalıyor, 2 buçuk yaşında demek çok. O aradaki bir ayda dünyalar değişiyor, falan. Sizi şimdi anlıyorum analarım.)
Okula başladı. Okula başladı dediğim de, haftada 3 gün, 2’şer saatlik bir oyun grubu. Ve biz zorlanıyoruZ. (Evet, önceleri ben de komik buluyordum çocuğuyla kendini bir zanneden ana babaları. Ama bazen bir oluyormuş, bazen biz’miş. Sizi şimdi anlıyorum analarım.) Biz zorlanıyoruz. O zorlanıyor, değil. Ben de onunla birlikte zorlanıyorum. Bahçede beni bırakıp içeri girmek istemiyor. Ben de onu bırakıp bahçeden çıkmak istemiyorum zaten. Bizim ikimizin bildiği o kendi zamanımıza, okulun karışmasını istemiyoruz.
Bunları yazıyorum; çünkü destek gruplarında hep konuştuğumuz, benim de çokça yaşadığım bir annelik (ve aslında ebeveynlik) durumu var: “Kendi iç sesini duyamama”
Özellikle ilk aylarda dışarıda o kadar çok ses var ki. Herkes o kadar çok biliyor, ve sen o kadar hiç bir şey bilmiyorsun ki. Bilmene, öğrenmene de hiç fırsat verilmiyor. Herkes hemen yapıveriyor her şeyi. Hemen en doğrusunu söyleyiveriyor. Ama onların doğrusu. Senin değil. Zaten kafan karışık. Vaktin, takatin olmuyor, bu yapılan bana-bize uygun mu acaba diye düşünmeye. Bazen işine de geliyor belki. Yorgunsun. Birileri düşünsün, birileri halletsin istiyorsun. Ve hoop yavaş yavaş kayboluyor iç sesin. Sana neyin doğru geldiğini bile fark edemiyorsun. Yok oluyor. Ama geri gelir, her zaman telafi vardır.
Bana nasıl geri geldiğinin bir örneğini anlatayım, okul deneyiminde:
Alışma haftasının sonlarında, öğretmeni bana “bugün sizi dışarı alalım biraz. Oğlunuz içeri girerken benim dışarıda biraz işim var. Gidip geri geleceğim, dersiniz” dedi. Asla içime sinmedi ve “Aa erken değil mi?” gibi bir şeyler söyledim. İşte, artık ufaktan alışması gerekiyor da, biraz deneyelim de… cevapları sonrası ikna oldum. Aslında hiç olmadım da, tamam dedim yine de.
Tamam dedim; çünkü bence “yeni anne” olmamak diye bir yer yok. İç sesinden daha çok bilen birileri olduğunu sandığım her aşamada yeni anneyim. Her yeni deneyimde sen de yeni annesin kaç sene geçerse geçsin. Oyun grubuna başlarken de yeni anneyim o yüzden.
Neyse, devam edeyim hikayeye..
Oğlum ve öğretmeni içeri girerlerken, ben de bana öğretildiği gibi(!) “ben biraz çıkıp geri geleceğim” dedim. Ve tam da tahmin ettiğim gibi, istemedi gitmemi. Ve içeri girmekten de vazgeçti. Neyse ki hemen oğlumun tarafına geçtim ve tamam, istemiyorsan gitmem. Burada bekleyeceğim dedim. Rahatladı(k).
Bugün yine aynı talimat geldi bana dışarı çıkmam gerektiğiyle ilgili. Ama bu defa, ben de nettim. Hayır. Onun içine sinene kadar gitmiyorum buradan. “Haftaya yavaş yavaş çıkarsınız.” “Olabilir. O alışırsa çıkarım, alışmazsa çıkmam.”
Bu kadar. Artık diğeri değil, sen biliyorsun ikiniz için neyin doğru olduğunu. Belki hâlâ emin olamıyorsun (ben de anaokulu öğretmenliği de yapmış olan can arkadaşıma sordum, ben mi abartıyorum diye), ama için rahat.
Evet, öğretmen bana kıl oldu ve muhtemelen, off bu yeni dönem anneler çok fena falan dedi içinden. Ama umrumda değil. Oğlumla bana neyin iyi geleceğini hissedebilmek, ve o hisse ihanet etmemek daha mühim.
Sözün özü,
1- yeni annelik bitmez.
2- iç ses rocks!
Bakalım daha ne kadar okul bahçelerindeyim.