Ebeveynlerin çocuklarını büyütürken her şeyin şahane olmadığından ve bunu pek anlatamadıklarından bahsedip duruyorum. İyi haber, bu olumsuzluk kısa süreli :)
Öte yandan, çocukların da ebeveynleriyle ilgili olumsuz duyguları var ve bunların etkileri çok daha büyük ve uzun süreli.
Onlar da bahsedemiyorlar. En ufak olumsuz bir şey söyleyecek olsalar hemen arkasından şu geliyor: “ama tabii benim iyiliğim için.” Terapinin başlarında çok olur bu. Konu ana-babaya gelir, danışan olumsuz bir şey söyleyecek olur, sonra birden savunmaya geçer.
“Kutsal”dır çünkü orası. Dokunulamaz. Hatta yalnızken bile üzerine düşünülemez. Konu değiştirilir.
“Koşulsuz sevmek” diye bir kavram öğretilmiştir. Taraflar her koşulda sonsuz sevmeli ve kabul etmelidirler birbirlerini! Halbuki bu ilişkide bir hiyerarşi vardır ve olmalıdır. Ebeveyn ihtiyaç gözeten ve karşılayan; çocuksa çocuk, yani ihtiyaç sahibidir. Ana babanın ne olursa olsun orada olması; çocuğun ise zaman zaman orada olmayı kabul etmemesine fırsat verilmesi makbul olandır. Ve çocuğun yaşı kaç olursa olsun değişmez bu. Çocuk hep çocuk, ebeveyn hep ebeveyndir.
Oysa öyle mi, bir bakın etrafınıza ya da kendi ebeveyn-çocuk ilişkinize:
Küsmek, alınmak, sitem etmek, değiştirmeye çalışmak, müdahale etmek.. ebeveynin tutumu olarak karşımıza çıkar; ve koşulsuz sevmenin yakınından bile geçmez.
Telafi etmek, üzmemeye çalışmak, değişmeye, uygun olmaya çabalamak.. ise çocuğa düşer; ve aslında ebeveyn rolü olmalıdır.
Sorumlu hissetmesi gereken ebeveynken, o “kutsal”, öyle küpe edilmiştir ki kulağımıza, çıkaramayız yaşımız kaç olursa olsun.
Evet, ebeveyn olarak zorlandığımızı söylemek hakkımız; ama bunu çocuğa yük etmek kaçınmamız gereken ilk konu. Onu ilgilendirmez çünkü. Bu zorlanmanın ya da başka bir konudaki derdimizin muhatabı çocuğumuz değil. Bunları anlatacak kaynaklar başka: eş-dost, terapist, kendi anne babamız ya da günlüğümüz… Asla çocuk değil.
Dedim ya, ilişki hiyerarşik. Yani, derdini anlatma, şikayet etme alanı çocuğa ait.
Bize düşen ise daha eğlenceli: sadece çook sevmek🤍